Kayıtlar

Sofra Tuzu Nasıl Elde Edilir?

Deniz suyu tuzludur. Bu su havuzlarda buharlaştırılarak, tuzunun dipte kalması sağlanır. Ayrıca toprakta da tuz vardır. Buna kaya tuzu denir.  Sofra tuzları kullanılmadan önce çok iyi temizlenir. Tuz, deniz suyunun, derinliği az havuzlarlarda buharlaştırmasıyla: elde edilir. Ayrıca topraktaki tuz ocakları da işletilir. Karalardaki tuzlar bundan milyonlarca yıl önce bu bölgelerdeki suların buharlaşıp uçmasıyla yığılarak meydana gelmiştir.  Bizde, Tekel İdaresi, zaman zaman Orta Anadolu’daki Koçhisar Gölü’nden de tuz çıkarmaktadır. Memleketimizde tuz eldesi; deniz, göl ve kaya tuzlalarından yapılmaktadır. Hacıbektaş, Tepsidelik, Sarıkaya, Olti, Kağızman, Kulp ve Sekili önemli tuzlalarımızdandır. Buralardan elde edilen tuzlar çeşitli safsızlıklar içermektedir. Örneğin Hacıbektaş’ta elde edilen tuzun analizinde % 0,53 suda çözünmeyen maddeler, % 1,65 kalsiyum sulfat, % 98,12 sodyum klorür bulunmuştur. Koçhisar, Karapınar ve Palas gölleri tuz elde edilen önemli göllerimizd...

Beyniniz Nasıl Yıkanıyor ? Blinçaltına Hükmetme Stratejileri

Reklamlar yalanın bilimselleştirilmiş halidir. Reklamlardaki sahte dünyalarda gökyüzü her zaman mavi, tüm erkekler yakışıklı, tüm kadınlar çekici ve herkes sizi sinir edecek kadar mutludur... Reklam belli başlı büyük karteller tarafından üretilen, gerçekte ihtiyacınız olmadığı, büyük kısmı kalitesiz ürünleri, çok pahalı fiyatlarla ve sizi bankalara borçlandırarak satın almaya ikna edilmeniz için beyniniz üzerinde uygulanan psikolojik operasyon materyallerinin tamamıdır. Reklamlar yalanın bilimselleştirilmiş halidir. Reklamlardaki sahte dünyalarda gökyüzü her zaman mavi, tüm erkekler yakışıklı, tüm kadınlar çekici ve herkes sizi sinir edecek kadar mutludur. Televizyon kanallarındaki dizi,eğlence ve spor programlarının arasına reklamlar konmaz tam tersine bu programlar aslında reklamların arasına konur. Tüm medyanın yayınladığı ana program reklamlardır ve televizyonların kurulma amacı da budur. Reklamlar size vücudunuzun hiçbir işine yaramayacak şekerli boyalı suyu hayatınızın...

Öğrenilmiş Çaresizlik

Hacettepe Üniversitesi Felsefe Bölümü eski Başkanı ve Türk Felsefe Derneği Başkanı Prof. Dr. Necati Öner ve Ankara Üniversitesi Eğitim Fakültesi'nden Doç. Dr. Selahattin Öğülmüş; Dr. Ayan'ın araştırmasını incelemiş ve 'tam not' vermişler. Araştırma, psikolojiye has bir terim olan ' Öğrenilmiş çaresizliğin toplumsal olaylardaki varlığını ' sorguluyor. Öğrenilmiş çaresizlik basit bir deneye dayanıyor aslında. Deney genelde olduğu gibi maymunlar üzerinde yapılmış. Bir kafese kapatılan ve aç bırakılan bir maymunun önüne kapıyı açarak yiyeceğe ulaşabileceği elektronik düğmeler konulmuş. Açlıktan ölme aşamasına gelen maymunun uzun bir uğraştan sonra düğmeyi bulup, yiyeceğe kavuştuğu tespit edilmiş. İkinci maymun için yine aynı yöntem kullanılmış; ancak bu kez parmaklıkları açan düğme bilerek bozulmuş. Maymun uğraşıp düğmeyi bulmuş ancak kapıyı açamamış. Deneyin üçüncü aşamasında iki maymunla birlikte hiç deneyden geçmemiş bir maymun birlikte kafese kapatılmış. Da...

Molla Hüsrev

Molla Hüsrev’in babasının soyu Fransız asıllı olup, babası bir Fransız subayıydı. Babası Türklerin üstün ahlakına hayran olup, İslamiyeti seçer ve ismi Feramerz olan bu mübarek zat, adını Feramuz olarak değiştirir. Fransa’dan kalkıp Anadolu’ya göç eder ve Sivas -Tokat civarlarına yerleşir. Oğluna Peygamber Efendimizin adını koyan Feramuz Bey, kızını da Osmanlı Emirlerinden Hüsrev Bey’e verir. Feramuz Bey bir müddet sonra vefat eder ve oğlu Muhammed ablasının yanına sığınmak zorunda kalır. Eniştesi Hüsrev Bey, Muhammed’in müthiş zekasını keşfederek ona hayran kalır ve onun tahsil görmesi için ne gerekirse yapar. Muhammed de eniştesinin bu teveccühünün altında kalmaz; gecesini gündüzüne katarak akranlarına fark atar! Sonuçta molla olan Muhammed, eniştesinin adıyla “Molla Hüsrev” diye anılmaya başlar. Molla Hüsrev, işinin ehlidir ve devlet kademelerini ışık hızıyla tırmanmaya başlar. Öyle ki bir müddet sonra II. Murat Han ondaki cevheri fark ederek onu Kadıasker yapar. Günler ge...

Hurma ve Insan Arasindaki Mucize Benzerlikler

Dunyada ne kadarda cok mucize var. Bakmasini ve Gormesini Bilene tabiki ........Allah(c.c) Hz.Adem’i yaratacağı zaman meleklere Hz. Adem’in toprağını bir eleğe koymalarını emretti. Elendikten sonra saf ve ince olanından Hz. Adem yaratıldı. Elekte geriye kalan kısımdan da hurma yaratıldı. Nakhle “elekte kalan” anlamını taşır. Hz. Adem’in toprağından geriye kalan anlamında hurma ağacına nakhle denmiştir. O yüzden hurma ağacı halamız sayılır denmiştir. Hurma ağacı incelendiğinde insana ne kadar çok benzediği anlaşılmaktadır. Hurma ağacının insana benzemesi hususunda Peygamber Efendimizin(s.av) de hadis-i şerifleri bulunmaktadır.  Hurma ve Insan arasındaki şaşırtıcı benzerlikler : İnsan da hurma da dik ve geniş bir gövdeye sahiptirler.  Bebek hurmalar, filizlerinin alindigi anne hurmanin yakinina yani gorus alanina dikilmezse kurur, ayni sekilde anne hurmada boyle bir is yapilirsa bir daha meyve vermez.  Disi hurmalar kadinlarin genelde ergenlik donemine girdigi yas o...

Antik Mısır da Elektrik Var mıydı?

Resim
Dendera'daki Hathor Tapınağı'nda bulunan bazı duvar resimleri, Antik Mısırla ilgili oldukça ilginç bir bilgiyi gün yüzüne çıkarmıştır.  Resimde yer alan figürler, Antik Mısırlıların elektriği bildiği ve kullandığı ihtimalini gündeme getirmiştir. Söz konusu resim dikkatlice incelendiğinde, tıpkı günümüz...deki gibi yüksek voltaj yalıtımının o günlerde de kullanıldığı görülür: Ampul görünümündeki şekil dikdörgen bir sütun (bu sütun izolatör olarak kullanıldığı tahmin edilen ve ced sütunu olarak adlandırılan bir sütundur) tarafından desteklenmektedir. Resimdeki şeklin günümüz elektrik lambalarıyla olan bu şaşırtıcı benzerliği, çok dikkat çekicidir.  Tunsten ampulün kaşifi olan Dr. Colin G. Fink, 1933 yılında eski Mısır’a ait metal eşyaları analiz ederken Mısırlıların bundan yaklaşık 4300 yıl önce, bakırı antimon elementiyle kaplamayı bildiklerini bulmuştur. Bu kaplama, günümüzde elektrolizle kaplama adı verilen yöntemle elde edilen sonucun aynısının elde edildiği b...

Saraydaki Felaketler

İtalya Kralı’nın oğlu 30 Mayıs 1867’de bi dükün kızıyla evlenecekmiş. Düğün için şenliklerin başladığı gün inanılmaz trajik olaylar zincirinin de başladığı tarih olmuş.  Efsaneye göre, kraliyet ailesi bu olayları uzun süre halktan saklamış. Çünkü “sarayın etrafında uğursuzluk var? söylentisinden çekiniyolarmış.Önce, gelinin giysilerinden sorumlu olan hizmetçi kendini asmış. Ardından, düğün alayını saraydan kiliseye götüren gruba liderlik eden komutan, güneş çarpması sonucu fenalaşıp hastaneye kaldırılmış, ancak kurtarılamamış. Bu arada, kızın çeyizini saraya getirmişler. Sarayın kapısı uzun süre açılmamış. Kapıdan sorumlu olan görevli kan gölünün içinde yatar halde bulunmuş. Allahtan nikah kıyılırken ölümler durmuş ama rahip, “Sizi karı-koca ilan ediyorum? der demez kilisenin içinde bi silah sesi yankılanmış ve Kraliyet Muhafız Alayı’ndan bi asker yanlışlıkla kendini vurmuş. (üstelik kafasından) Gelinle damat nikahtan sonra kraliyet ailesinin balayı yaptığı bölgeye gidecekmiş...