Kayıtlar

Dini Hikayeler etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Eskiden Adalet

Bursa’da bir kişi, satın aldığı atın hemen sonrasında, atın hasta olduğunu fark etti. Onu geri vermek istiyor ancak satan adamın atı geri almayacağından endişe ediyordu. Bu yüzden önce kadıya gidip işi resmi olarak halletmek istedi. Ancak kadıyı yerinde bulamadı,mahkeme ertesi güne kaldı, hasta at ise gece öldü.Adam, ertesi gün olanları kadıya anlattı, ne yapılabileceğini sordu. Kadı,“Zararını ben ödeyeceğim” dedi. Şaşkınlıkla kadıya bakan adam “Sizin konuyla bir ilginiz yok, niçin siz ödeyeceksiniz ki” dedi Kadı, şu manidar cevabı verdi: “Evet, görünürde benim konuyla ilgim yok ama işin aslı öyle değil. Sen dün geldiğinde ben yerimde olsaydım, atı geri verdirirdim, sen de paranı geri alırdın. At da senin elinde değil, sahibinin elinde ölmüş olurdu. Şimdi buna imkân kalmamıştır. Senin zararına benim makamımda bulunmamam sebep oldu. O yüzden zararını ben ödeyeceğim” dedi ve ödedi. O kadı, sonradan Osmanlının ilk şeyhülislamı olacak olan zamanın d...

Comertlik

Anlatılan güzel bir hikâyeye göre, Nevâdir sahibi Cüneyn'e: -"Falanca kimsenin yanında yemek yedin mi?" diye sorulur. O da: -"Hayır! Fakat kapısından geçiyordum, o yemek yiyordu" der. Yine sorarlar: -"Peki nasıl bildin?" O: -"Baktım ki, çocuklarının ellerinde sert fındıklar, bununla havadaki kuşları taşlıyorlar," cevâbını verir. Cimriye sorulur: "İnsanların en kahramanı kimdir?" O dâ: "Açlıktan insanların diş gıcırtısının sesini duyup da, kesesinin ağzı açılmayanlardır," cevâbını verir. Hadîs-i şerifte Duyuruldu: "Kim bir mü'mini müsâfır edinirse, sanki Âdem Aleyhisselâmı müsâfîr etmiştir. Kim iki mü'mini müsâfir ederse, sanki Âdem Aleyhisselâm ije eşi Havva annemizi müsâfir etmiştir. Ve kim ki, üç kişiyi müsâfir edip ağırlarsa sanki Cebrail, Mikâil ve İsrafil'i (a.s.) müsâfir etmiştir.[1] Hüseyin Vaizin "Risâletül-illiyye" isimli kitabında da böyledir. [2] [1] Kenzül-Ummâl: 2597...

Haline şükretmek

Fakir bir saka, o sakanında bir eşeği vardı. Zayıf zavallı bir eşekti. Saka ona verecek ot bile bulamıyordu. Padişahın atlarının bakıcısı bu sakayı tanıyordu. Eskilere dayanan bir ahbaplığı vardı. Bir gün sakaya rastladı.  Bu zavallı eşeğin hali ne böyle, neredeyse zayıflıktan ölecek dedi.  Saka yana yana anlattı: Sevgili dost biliyorsun ki ben fakir bir insanim o sebeple bu zavallı hayvana bakamıyorum dedi.  Padişahın ahırbaşı: Sen bu hayvani bana ver bir kaç gün padişahın ahırına bağlayayım ona padişahin atlarının yeminden vereyim biraz düzelsin dedi. Saka eşeği seve seve verdi. Eşeği alıp padişahin ahırına getirdiler. Eşek ahırdaki temizliği, atların halini görünce: Yarabbi dedi. Bu nasıl is, bu atlar senin yarattığında ben senin yarattığın değilmiyim benim halime bak, bunların durumuna bak, böyle olur mu dedi.  Aradan bir kaç gün geçmeden savaş çıktı. Ahırdaki atları savaş alanına yolladılar. Atlar döndüklerinde her birinin vücutlarında y...

Her Şeyde Güzel Bir Taraf Görmek

İsâ Aleyhisselâm'dan rivayet olunduğu: İsâ  leyhisselâm. havarileriyle bir köpek leşine uğradılar. Havariler, burunlarını kapatıp: -"Bu leş ne pis kokuyor," dediler. (1/278) İsa Aleyhisselâm şöyle buyurdu: -"Ne güzel beyaz dişleri var! Dişlerinin beyazlığı ne güzel," buyurdu. Isa aleyhisselâm, bu sözleriyle, her şeyde onun en güzel tarafını zikretmenin gerekli olduğunu tenbih etmek ve insanları uyarmak istedi. Kaynak: Ruhul Beyan-Bursevi Hz

Fare İle Deve

Çok eskiden, kendini beğenmiş şımarık bir fare ile, akıllı ve alçak gönüllü bir deve yaşardı. Bir gün karşılaşıp arkadaş oldular. Fare: -Sana kılavuzluk etmeliyim! dedi...Yularından çekip istediğim yere götürmeliyim!... Deve arkadaşının küstahça teklifine razı oldu. Bir süre gittikten sonra küçük bir dere kenarına ulaştılar. Devenin diz kapaklarına bile ulaşmayan su, Fare için uçsuz bucaksız bir deniz gibiydi... -Ben buradan geçemem diye fısıldadı korkuyla... Deve:-Ne bekliyorsun? diye çıkıştı. Kılavuz önden gider, dal bakalım suya... -Ama... diye kekeledi Fare, görmüyor musun su çok derin? Fare mahcup olmuş, boyundan büyük işlere giriştiği için kıpkırmızı kesilmişti... -Sizin için küçük ama, bana göre çok büyük bir su....diye inledi. Ben artık kılavuz olmaktan vazgeçiyorum. Keşke daha önceden düşünseydim de boyumdan büyük işlere girişmeseydim. -Evet, dedi Deve, yumuşak bir sesle, herkes kendi haddini bilmeli ve asla aldatıcı gurura kapılmamalı.. Sözün Özü: ...

Küçük Musibetler Büyük Belalari Defedebilir

Bir gün adamın biri Mûsa peygambere geldi: -Ya Mûsa, ne olur duâ et de ben hayvanların dilinden anlayayım ve bundan kendime hisseler çıkararak daha iyi bir insan olayım, dedi. Hz. Mûsa: -Yürü, işine git, kaldıramayacağın yükün altına girme, bu hâlin senin için daha hayırlıdır” dedi. Adam dinlemedi, ısrar etti: -Ya Mûsa, ne olur hiç değilse kapımda yatan köpekle horozun dilini anlayayım” dedi. Adamın ısrarı karşısında Mûsa (as) her ne kadar bundan vazgeçmesi için uğraştıysa da, adam ısrar etti. Bunun üzerine Hz. Mûsa bu konuda onun için duâda bulundu. Adam sevinerek evine döndü. Ertesi sabah hizmetçisi evin avlusunda sofrayı kurarken bir parça ekmek fırlayıp düştü. Horoz koşarak bunu kaptı. Köpek onun davranışına kızdı: -Be horoz, bu yaptığın doğru mu? Sen buğday da yiyebilirsin, arpa da. Mısır da yiyebilirsin, başka küçük taneleri de. Bense bu kapıda ekmekten başka bir şey yeme imkânına sâhip değilim, neden benim rızkımı kapıyorsun? dedi. Horoz cevap verd...

Herşeyde Bir Hayır Var

Birisi şöyle sordu: ‘Çevremde dürüst olmayan oyunbaz kimselerin çok istediklerine ulaştığını, her işlerinin yolunda gittiğini görüyorum ve diyorum ki ‘ben o kadar dua ettim, dinime bağlı dürüst bir insanım, ben hak etmiyor muyum; neden arzuladığım şeyler tam olacakken her şey tersine dönüveriyor?’  Bu soru bana bürokrat dostumun şu hat ı rasını hatırlattı: ‘Ankara’dan her İstanbul’a gidişimde Sakarya civarında yolun kenarındaki güzel bir evi çok beğenir ve bir gün sahiplenmeyi arzulardım. Eşimle oradan geçtiğimiz bir gün, satışa çıktığını öğrendik, sorduk. Fiyatı uygundu ve alabilirdik. Acele etmedik. Dönüşte yakınlardan bir kadın tarafından alındığını öğrenince içimiz sızladı, eşimle birlikte çok vahlandık. Ertesi yıl yine oradan İstanbul’a geçerken, evin yaşanan depremde yıkıldığını gördük. Gidip durumu sorduğumuzda, evin sahibesi hanımın yıkıntının altında kalıp öldüğünü öğrendik.’ Hayat kesitlerine kapsayıcı gözle bakan görür ki, huzur, elden geleni yaptıktan sonra, Allah’ın...

Kehf Suresinin Sırrı (Yaşanmış)

Şehrin kara teslim olduğu günlerden biriydi. Otobüsten indiğinde kendini daha fazla tutamamıştı. Gözlerinden dökülen birkaç damla yaş, yanaklarına kadar süzülmüştü. Kenarı bembeyaz ağaçlarla dolu yoldan evine doğru yürüyordu. Başı öne eğik, yavaş adımlarla ilerliyordu. Kolları, karın ağırlığından yere değecek ağaç dalları gibiydi. Omzuna sanki çok ağır bir yük bırakılmıştı. Kapıyı açan eşine selâm verdiğinde, dudaklarında zoraki bir tebessüm vardı. Çocuklarını uzun zamandır görmüyormuş gibi hasretle kucaklayıp öptü. Eşi, bir yandan akşam yemeği için sofrayı hazırlarken, bir yandan da Metin Bey’in bu hâlini düşünüyordu.  Bugün kontrol için hastaneye gidecekti,  acaba akciğerindeki hastalık mı ilerlemişti?  Eşinin çehresini saran hüznün sebebi ne olabilirdi ki?  Derin bir iç çekip tabakları doldurmaya koyuldu. O akşam, yemeklerini sessizce yediler, belli ki sofranın başındaki herkes iç dünyasına dalmıştı. Evin hanımı bir terslik olduğunu sezmiş, çocuklar da bu...

Hz Muhyiddin Arabi’nin Kabrinin Bulunması

Yavuz Sultan Selim Han, Şam’da iken Şeyhülislâm Kemal Paşazâde ile Muhyiddin-i Arabî hazretlerinin bir risalesinde “İza dehale’s-sîn fi’ş-şîn zahara kabru Muhyiddin, ezhara bimerkadi’l-mîm” ibaresini görmüş. Kemal Paşazâde bu ibareyi (Sîn); Selim, (Şîn); Şam’a girdiğinde Hz. Muhyiddin kabrini izhar eder, diye tevil etti. Sultan derhal Hz. Muhyiddin’in kabrini bulalım, çıkaralım ve ziyaret edelim” deyip araştırdılar. Bir netice alınamadı. Bir gece rüyasında Muhyiddin Arabî hazretleri; “Şam’a gelmeni bekliyordum. Sabah siyah bir ata bin, o at seni bana getirir. Beni zillet toprağından kaldırıp Salihiyye’de bir türbe, tekke, cami, imaret, medrese, sıbyan mektebi, hamam yaptırarak Salihiyye’yi îmar eyle. Mısır’ın fethini sana müjdeliyorum,” dedi. Selim Han uyanıp derhal siyah bir at buldurdu, ata bindi. At Salihiyye’ye gelip bir mezbelelikte eşindi ve orada dört köşe bir büyük taş çıktı. Taş üzerinde celi kûfi hat ile “Hâza kabru Muhyiddin” yazılmış idi. Sultan Selim Han d...