Kayıtlar

Islam Ahlaki etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Allah indinde en şerli kul

Firavun birgün hamamda yıkanıyordu. Birdenbire şeytan, insan şeklinde kurnanın yanında peyda oldu. Firavun çok korktu ve: "Sen kimsin, bu kadar muhafızların arasından geçip buraya nasıl girdin" dedi. "Ben şeytanım" diye kendini tanıttı ve firavun ile sohbete başladı. Şeytan, firavun ile eğlenmek istedi. Sihir yaptı ve hamamın suyunu dondurdu. Firavun, su almak için tası kurnaya uzattı. Ancak su buz haline gelmiş olduğundan tas buza çarptı ve su alamadı. Firavun su almak için tekrar yeltendi. Ne varki buz olduğundan tasa su doldurmağa muvaffak alamadı. Sonunda tası hırsla yere fırlattı.  Bu sırada şeytan ona sordu: "Neye kızdın?" Firavun dedi ki: "Baksana su birdenbire donup buz haline geldi. Su alamıyorum" Şeytan: "Haydi kendini göster de buzu erit ve suyu tekrar eski haline getir bakalım" dedi. Firavun: "Bunu nasıl yapayım?" dedi. Şeytan sordu: "Demek aciz kaldın?" Firavun: "Evet aciz kaldım" dedi. Firavu...

Dostluk

Adam ve hayattaki tek arkadaşı olan köpeği, bir kazada birlikte ölmüşlerdi. Gökyüzüne çıktıktan sonra bembeyaz bulutların arasında dolaşmaya başladılar. Adam çok susamıştı. Biraz su bulabilmek ümidiyle yürümeye devam ederken, birden kendilerini muhteşem bir manzaranın karşısında buldular. Rengârenk çiçeklerle süslü bir bahçe, altından yapılmış bir bahçe kapısı ve onları karşılayan beyazlar içinde bir kadın. Adam köpeğiyle birlikte kadına yaklaştı ve sordu: "Affedersiniz... Burası neresi?" Kadın ona gülümsedi: "Burası Cennet, efendim." Adam bunun üzerine sevinçle: "Harika!" dedi. "Peki bana biraz su verebilir misiniz? Ge rçekten çok susadım." Kadın cevap verdi: "Tabi efendim, içeri girin... İçeride dilediğiniz kadar su bulabilirsiniz." Adam köpeğine döndü: "Hadi oğlum içeri giriyoruz," diyerek kapıya yürüdü... Ama kadın onu birden durdurdu: "Üzgünüm efendim, köpeğiniz sizinle gelemez. Hayvanları içeri ...

Şeytanın En Tehlikeli Tuzağı

Şeytanın ustaca kurduğu oyunlardan birisi ve en önemlisi sudur: İnsana kusurunu itiraf ettirmez. Avukat gibi savunmaya zorlar bizi. Mesela derki: Senin hiçbir sucun ve kusurun yok. Senin yaptığını herkes yapıyor. Ne var bunda? Seni kimse anlamıyor. Hep sen haklısın. Onlar yok mu onlar? Zaten her şey onların yüzünden oluyor. Daha bunlar gibi şeytan neler uydurur neler.  İşte şeytana kulak veren, onu dinleyen insan hiçbir şekilde eksiğini, kusurunu ve hatasını görmek istemez. Görse de, itiraf etse de, kabullense de, bin dereden su getirir, kendini hâkli çıkarmak için olmadık açıklamalar yapar.  Çünkü bu esnada nefsine iyi gözle bakmaktadır. ne yapsa hoş görmektedir. Bir de o hata ve günahları islemeyi bir alışkanlık haline getirmişse, geri dönmeye de yanaşmaz.  Bu tehlikelerden uzak durmanın üç önemli yolu vardır: Birincisi ve en ba ş ta olarak tövbe istiğfar eder.  İkincisi: Allah tan af diler ve bağışlanmasını ister. Yaptıklarına pişman olur. Bir daha...

Kalpleri Birbirine Isındıran Ancak Allah’tır

Kıssa Kadın; -Çok iyisiniz hoşsunuz fakat beğenmedim ben sizi..  Erkek; -Kur’an’ı Kerim okur musunuz ?  Kadın; -Tabi ki.  Erkek; -Peki okuduğunuz her AYET’e Amenna ve Saddakna diyor musunuz ?  Kadın;-Elbette.  Erkek -O vakit neden cevabınız NEFS kokuyor?  Kadın; -Ne demek istiyorsunuz ?  Erkek -”Ben beğenmedim” diyorsunuz. - Oysa ki Enfal Suresi 63. Ayet’te buyruluyor ki ; -” Kalpleri birbirine ısındıran ancak Allah’tır.”  Kadın; -Evet yani ?  Erkek; -Yanisi şu ;Nefsinize pay biçmeyin, sizlik bir durum yok,  -RAHMAN kalplerimizi birbirine ısındırmadı, hepsi bu

Mahlukata Iyilik

Abdülvehhab-ı Şa'ranî "rahmetullahi aleyh" Hazretleri anlatıyor: Hanımım Fatıma'nın bir gün vücuduna felç inerek ölecek duruma gelmiş, bütün duygularını kaybetmişti. Evdekilerle kayınvalidem, ondaki ölüm belirtilerini görünce bağırıp çağırmaya başlamışlardı. Onun hali beni de büyük bir ızdırap içinde bırakmıştı. Bu halde iken bir sesin şöyle dediğini duydum:"Evdeki boş odaya gir. Duvar yarıklarından birinde bulacağın bir sinek var. Bir böcek onu sürükleyip yemek istiyor, sinek de bağırıp durmaktadır. Hemen onu kurtar, biz de seni ve hanımını kurtarırız. Mahlukata iyilik ve ihsan, insanı sıkıntıdan kurtarır."  Derhal oraya girdim. Duvar yarığına kulak verdim. Gerçekten sineğin feryat seslerini duydum. Yarığın parmak girmeyecek kadar dar olduğunu gördüm. İnce bir dalı içeri sokarak sineği dışarı çıkardım ve onu yemek isteyen böcekten kurtardım. Hemen peşinden hanımım iyileşerek kendine geldi. Annesi de sevinç çığlıkları attı. 

Aile Hayatını Cennete Çeviren Anlayışlar

Rabb'imiz bir kutsi ikazında şöyle hitap ediyor kullarına: Ey kullarım! Ben zulmü kendi nefsime de haram kıldım. Sakın siz de kendi aranızda birbirinize zulmetmeyiniz! Evet, Rabb'imizin açık ve net ikazı böyledir: Ben zulmü kendi nefsime de haram kıldım. Sakın siz de kendi aranızda birbirinize zulmetmeyiniz.  Neden böyle ikazda bulunuyor? Çünkü Rabbimizin sevmediği yanlışların en başında zulüm gelmektedir. Bundan dolayı zalimin hep karşısında, mazlumun da hep yanındadır.  Kim bulunduğu mevkiin verdiği imkândan dolayı birine zulmederse bilsin ki, onun karşısında Rabb'imiz adaletiyle yer alacak, yaptığı zulmü asla yanına bırakmayacak, dünyada vermezse bile âhirette mutlaka fazlasıyla cezasını verecektir. Şurası da kesindir ki, zulüm her yerde kötü ve acıdır. Ancak aile içinde zulüm, zulümlerin en acısı ve kötüsüdür.  Dostun dosta zulmü, zulümlerin en beklenmeyenidir. Çünkü hayatı ortak yaşıyorsunuz, gece gündüz, varlıkta yoklukta, hastalıkta iyilikte her türl...

Yalancılık

Lokman efendisinin yanındayken diğer köleler tarafından oldukça kıskanılıyordu. Bir gün efendisi kölelerini bağa meyve toplayıp getirmeleri için gönderdi. Köleler topladıkları meyveleri yolda gelirken yiyip bitirdiler ve gelip efendilerine: - "Bütün meyveleri Lokman yedi." dediler. Efendisi Lokman'a kızdı. Lokman efendisinin kızgınlığının sebebini araştırıp anlayınca: - "Efendim, dedi. Hepimize sıcak su içir ovaya inelim sen atlı olarak biz de yaya olarak koşalım. O zaman gerçek ortaya çıkacak." dedi. Efendisi Lokman'ın dediğini yaptı. Büyük sahrada koşup yorulan köleler yediklerini kusmaya başladılar. Böylece kimin yalancı olduğu ortaya çıktı. Sözün Özü: Yalancının mumu yatsıya kadar yanar. Yalan eninde sonunda ortaya çıkar. Dinimizde hiç sevilmeyen günahlardan biride yalancılıktır.

Rabbimize Suizan Etmeyelim

Herat şehrinde yoksul ve küstah biri vardı. Küstah ve kendini bilmez biriydi. Bir gün çarşıdan geçerken; Bir efendi ile yanındaki kölesini gördü. Kölenin sırtında atlas bir elbise, belin dede altın bir kemer vardı. Başını gökyüzüne kaldırarak: - Yarabbi dedi. Su efendinin, kuluna baktığı kadar sen kuluna bakmıyorsun. Kula nasıl bakılır, su efendiden öğren diyerek dert yanar. Aradan zaman geçer.  Günler sonra yine o pazardaydı. Padişahın adamları o köleye olmadık işkenceler ediyor ve "Söyleyin efendinizin hazineleri nerede" diye soruyorlardı.  Köle işkenceden ölecek hale geldiği halde, efendisinin hakkında hiç konuşmadı ve sır vermedi.  Bu durumu şaşkınlıkla seyreden yoksulun kulağına söyle bir ses geldi.  "Ey kula nasıl bakılır, diyen yoksul. Sende kul nasıl olur gör. Bilmiyorsan o efendisi için can veren köleden öğren.  Yoksul adam çok mahcup oldu. Hiç kulluk etmediği halde Rabbi hakkında suizanda bulunduğu için teybe edip af ...

Müslüman Bayan Tavrı Örneği

Sürülerini sulamak için çobanların gitmesini bekleyen iki kadın… Hayâsızca ve cazgır (hâşâ) kadınlar gibi erkeklerin arasına karışıp da davarlarını sulamıyor, onların gitmelerini bekliyorlar. Çünkü onların utanma duyguları erkeklerin arasına karışmaktan onları alıkoyuyordu. Allah’ın Adıyla! Bize bizi öğreten Kur’an-ı Azimüş-şan kadına verdiği değeri birçok ayette açıklamış ve bize örnek olması gereken kadınları zikrederek; bize kadın olmayı, model olabilmeyi öğretmiştir. Kur’an-ı Kerim’de zikredilen örnek kadınlar; imanıyla Hz. Asiye, iffeti ve namusuyla Hz. Meryem, teslimiyetiyle (adı açıkça zikredilmemişse de) Hz. Hacer’dir. Bize model olarak gösterilen bu kadınların özelliklerinin bazılarını daha önce zikretmiştik. Kur’an’da bahsi geçen iki kadın vardır ki onları Hz. Meryem, Hz. Asiye ve Hz. Fatıma (r.anhüm) gibi yeteri kadar tanımıyoruz ne yazık ki… Onlar peygamber kızlarıdır. Onlar peygamber eşi olmaya namzettiler. Onlar Hz. Meryem gibi hayâlarıyla, iffet ve namuslarıyla Yüce Alla...

Her geceyi Kadir gecesi bil, Her kişiyi Hızır bil.

Kibirli bir zengin, kapısına gelen bir fakire hakaret ederek kapısını yüzüne kapadı. Zavallı adam bitkin halde bir köşeye oturdu. O sırada kör bir adam onu gördü. Yanına gelerek üzüntüsünün sebebini sordu. Fakir, gördüğü hakareti anlattı. Kör adam onun acısını hafifletmek istiyordu.  Üzülme kardeşim, gel bu aksam iftar edelim dedi ve iltifatlar ederek gönlünü alarak evine götürdü. Fakir, karni güzelce doyunca sevinmiş ve rahatlamıştı.  Her şeye kadir olan Allah senide  nura kavuştursun, gözlerini açsın diye dua etti.  Gece olunca amanın gözlerinden bir kaç damla yas geldi. Sonra gözleri birden acildi ve görmeye başladı.  Bu haber, fakiri kapısından kovan tas yürekli adamın kulağına gidince, hemen gözü açılan kör adamı köşküne davet etti.  Anlat bakalım, bu dertten nasıl kurtuldun? Dedi. Gözü açılan kimse söyle cevap verdi: A zalim, öyle mübarek bir fakire hakaret ettin ki, onun duası beni aydınlığa çıkardı. İyilerin bastığı toprak mübarektir. A...

Cömertlik ve Paylaşmak

Sadi Şirazi hazretleri "rahmetullahi aleyh" Hindistan'da maymunları nasıl avladıklarını anlatırken buyuruyor ki; Maymunun elinin sığacağı bir kavanoza muz koyarlar, maymun muzu almak için eli açıkken kavanoza elini sokar, muzu eline alınca yumruk yapar. Elini kapatınca kavanozdan çıkaramaz, muzu bırakmamak için elini de açmaz ve yakalanır, diyor. Elini açan kurtulur, elini açmayan, elindekini bırakmayan kurtulamaz. İnsanın başına felaketler, eline aldığını bırakamayışından gelir. Eline aldığını bırakabilen seadete kavuşur, bırakamayan felakete gider. Hiç kimse verdiğinden sıkıntı çekmez, ama aldığından sıkıntı çeker. Cömert olan, vermesini bilen, elini açan her zaman rahat eder. Eli sıkı olan, eli kapalı olan, veremeyen her zaman sıkıntı çeker.. Seadete kavuşabilmek için, büyüklerimizin ahlâkı ile ahlâklanıp, Onların yaptığı gibi elimizdekini vermeyi sevebilmemiz temennisiyle inşallah.

Yalan ve İftira

Yalan ve İftira son derece kötü ve tahrip edici bir hadisedir. Hem iftirayı yapan ve hem de kendisine iftira edilen kimse için oldukça rahatsız edici bir tutumdur. İftira sonucunda insanlar arasındaki sevgi ve dostluk bağları zayıflar; dayanışma gücü ortadan kalkar. İnsanlar birbirine güven duymaz olurlar. Bu güvensizlik, bir toplumun sosyal hayatını tamamen felce uğratan yıkıcı bir etki yapar. Yalan ve İftira, toplumdaki güzellikleri yakıp bitiren bir ateş gibidir. İftira, toplumda adaletin tam olarak etkisini kaybettiği zamanlarda yaygınlaşabilen bir sosyal ve ahlaki hastalıktır. Çünkü adaletsizlik ve takipsizlik, kotu fiillerin yaygınlaşmasına ve artmasına yol açan bir başıboşluğa sebep olmaktadır.  İftira eden kimse, bununla amacına ulaşamaz ve sonunda dünyevi ve uhrevi bakımdan kendisi zararlı çıkar. Peygamberimiz ( A.SM) " İftira eden kimse zarara uğramıştır" buyurur.  Günümüzde fertlerin birbirine iftirası yanında basın ve yayın yoluyla da iftiralar yapılm...

Kul Hakkı - İmâmı Âzam ile Mecûsî

İ mam-ı Azam Ebû Hanife (r.h.) hazretlerinin bâzı mecûsîlerden alacağı vardı. Alacağını istemek için mecûsînin evine gitti. Mecûsinin evinin kapısına vardığında, ayakkabıları necasete bulaştı. İmâm-ı Âzam Ebû Hanife hazretleri, ayakkabılarına bulaşan necaseti yani pisliği temizleyip atarken. pislik mecûsî adamın evinin duvarına sıçradı. Imâm-ı Âzam Ebû hanife hazretleri hayret ettiler. Kendi kendine şöyle düşündü: -"Eğer ben bu pisliği mecüsînin duvannda olduğu gibi bırakırsam, duvarı çirkin görünür. Eğer duvarı kazıp çıkaracak olursam, adamın duvarının toprakları ve boyası dökülür. İmâm-ı Âzam Ebû hanife hazretleri, hemen evin kapısını çaldı. Bir cariye (kadın hizmetçi) kapıyı açtı. İmâm-ı Âzam ona: -"Efendine söyle Ebû Hanife kapıda kendisini beklediğini söyle, "dedi. Mecûsî çıktı. İmâm-ı Âzam Ebû hanife hazretlerini görünce malını istediğini zannetti. Borcunu ödeyemediği veya ödeyemeceği için özür dilemeğe başladı. İmâm-ı Âzam Ebû Hanife hazretleri, -...

Çukurun İçinde Bile Mutlu Olabilmek

Ebu Abdirrab Şam'ın en zenginlerindendi. Ticaret amacıyla Azerbeycan taraflarına doğru seyahate çıkmıştı. Nehir kıyısında dinlenirken birden uzak bir köşede derinden gelen  "Hamd olsun Allah'a"  sözünü işitti. Sesin geldiği yönü takip edince, bir çukurun içinde hasıra bürünmüş bir adama rastladı. Dayanamayıp sordu: "Nasıl bu haldeyken şükredebiliyorsun? Üzerinde sadece bir hasır var ve çukurdasın?" "Niçin Allah'a hamd etmeyeyim ki? Beni O yarattı, en güzel sureti verdi, bana sağlık verdi. Şu bulunduğum halde akşamlayan bir kimseden daha müreffeh, daha rahat kim olabilir ki?" Abdürrab şaşırmıştı. Tebessüm ederek adama şöyle dedi: "Benimle birlikte, konakladığımız yere gelsen, biraz yemek yersin, hem şu hazin aratmayacak giysiler veririz sana."  Adamın cevabı netti: "Benim böyle şeylere ihtiyacım yok!" Abdürrab bundan sonrasını şöyle anlatıyor: "Adamın yanından dönünce kendime kızmaya baş...