Kayıtlar

menkibeler etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Keramet

Ebû Yezîd (i Bestâmî r.h.) hazretlerine; -"Falanca kişi suyun üzerinde yürüyor!" dediler. O:  -"Balıklar ondan daha güzel yüzüyor ve suyun üzerinde yü­rüyorlar!" dedi.  Yine kendisine denildi:  -"Falanca kişi, hava'da uçuyor!" O buyurdu:  -"Kuşlar ondan daha güzel havada uçuyorlar!"  Halbuki Şeyh Hazretleri'nin kendi hali de bu idi... (O da havada uçuyor ve suyun üzerinde yürüyordu.)  Kendisine denildi:  -"Falanca kişi Mekke'ye gidiyor ve aynı gün geri dönüyor!" O:  -"Şeytan bundan daha güzelini yapıyor!" dedi.  Şeytan, şeytan olma haliyle yeryüzü onun için duruluyor o bir lahzada bütün dünyayı dolaşabiliyor. Halbuki şeytan mel'ûndur. Allâh-ü Teâlâ Hazretleri'nin la'netindedir. Hakikî tayy (uçmak), dünyevî mesafelerin senden dürülmesi ve böylece senin âhireti sana, dünyadan daha yakın olduğunu görmendir. Çünkü arz (dünya) sana dürülür. (2/29) O zaman sen, şehirlerden istediğin ye...

Ecel Değişmez

Nisa Suresi 78. Ayet Anlamı; Nerede olursanız olun ölüm sizi yakalar; sarp ve sağlam kalelerde olsanız bile! Hz. Süleyman ile bir arkadaşı sohbet ederken içeriye arkadaşının tanımadığı bir adam girer ve Hz. Süleyman'ın arkadaşına dik dik ve şaşkınlıkla bakar. yabancı, Hz. Süleymanla konuştuktan sonra çıkar gider. Hz. Süleyman'ın arkadaşı yabancı çıktıktan sonra kendisine şaşırarak bakan bu yabancının kim olduğunu sorar. hz. süleyman da bunu duyunca şaşırır ve "o Azrail'di" der. Hz. Süleyman'ın arkadaşı Azrail'in kendisine şaşırarak baktığını anlayınca hemen oradan ayrılır. Bir süre sonra Azrail olarak bildiğimiz yabancı tekrar Hz. Süleyman'ın yanına gelir. Hz. Süleyman önceki olayı hatırlayarak arkadaşını görünce niye şaşırdığını sorar. Azrail ise "arkadaşının canını 2 gün sonra Hindistan'da almam emredilmişti. Senin yanında görünce bu adam iki günde Kudüs'ten Hindistan'a nasıl gidecek diyerek şaşırdım. İki gün sonra Hindi...

Neden birşeyler yapmıyorsun Tanrım? Diyenlere

Bir gün,çelimsiz,küçük bir kız çocuğu sokağın köşesine oturmuş yiyecek,para ya da alabileceği herhangi bir şey için dileniyordu. Üzerinde yırtık pırtık giysiler vardı;yüzü gözü kir içinde,perişan bir durumdaydı. Küçük kız dilenirken,sokaktan genç,canlı ve iyi görünümlü bir adam geçti. Kızı fark etmişti ama belli etmemek için dönüp ikinci kez bakmadı. Büyük ve lüks evine, mutlu ve rahat ailesinin yanına geldiğinde,çok güzel hazırlanmış akşam sofrası onu bekliyordu. Fakat az sonra düşünceleri tekrar o yoksul kıza takılıverdi. Duyguları birşeye itiraz ediyordu. Sonra kolay yolu yeğledi ve itirazlarını Tanrı'ya yöneltti: " Böyle birşeyin olmasına nasıl izin veriyorsun? Neden o küçük kıza yardım için birşeyler yapmıyorsun Tanrım?" diye haykırdı içinden. Sonra ruhunun derinliklerinden gelen bir yanıt duydu: "Yaptım. Seni yarattım!"

Osman Gazi'nin Rüyası

Ebdal Kumral, tefekkür halindedir... Birden yanında Hızır aleyhisselâm beliriverir! Osman Gazi'yi kastederek. "O yiğidin istikbali çok parlak" der, "Var bul onu ve müjdeyi ver!" -Nasıl bir müjde? -Yakında rüyasını görür!.. Ebdal Kumral, dergâha koşar. Vardığında sohbet başlamıştır. Bir köşeye sokulur, diz çöker. Bakın şu işe ki Osman Gazi de oradadır. Genç mücahid kelimesini kaçırmadan şeyhini dinlemektedir... "Toprağa bağlanın!" Edebâlî Hazretleri "Toprağa bağlanın!" der, "Su kullanın, ağaç dikin, bahçelerinizi elden geçirin." (Bunlar bu coğrafyada kalıcı olduklarına dair işaretlerdir) "Fukaraya sahip çıkın, âlimlere hürmet edin..."  Gecenin ilerleyen saatlerinde Osman Gazi el öper, müsaade ister. Edebâlî hazretleri gözlerini kısar, geceyi dinler. Sonra nedendir bilinmez "Sabah ola hayrola" der, "gelin kalın burada!"... Bu diyarda ona itiraz ne mümkündür. "Başüstüne" der, baş eğerler. Derh...

Mü'minin Niyeti Amelinden Hayırlıdır

Kâdı İyâd "rahmetullahi aleyh" hazretlerinin Şifâ-i Şerîf'inde, şöyle bir kıssa anlatılır: Horasan emirlerinden bir zât, vefatından sonra rüyâda görülür. Kendisine, "Allahü teala sana nasıl muâmelede bulundu?" diye sorulur. O da: "Allahü teala beni bağışladı. Bana bağışlama muamelesinde bulundu" diye cevap verir. Bunun üzerine, "Allahü teala hangi amelinden ötürü seni bağışladı?" diye sorulur. O da: "Amelimden ötürü değil; niyetimden ötürü Allah beni bağışladı. Bir gün başlarında bulunduğum ordumu teftiş etmek üzere bir tepenin üstüne çıkmıştım. Ordumun çokluğunu görünce içimden şunu geçirdim: "Keşke, bu ordumla birlikte Resûlullah "sallallahü aleyhi ve sellem" zamanında yaşasaydım da, Uhud gibi savaşlarda bu ordumla O'nu korusaydım ve O'na yardımcı olsaydım" İşte Allahü teala, beni bu niyetimden ötürü bağışladı. Zira Resûlullah "sallallahü aleyhi ve sellem" Efendimiz "Mü'minin niye...

Hayırlısını Ver Allah'ım

"Kim Allâh'tan korkarsa, Allâh ona bir çıkış yolu ihsân eder ve ona beklemediği yerden rızık verir. Kim Allâh'a güvenirse O, ona yeter. Şüphesiz Allâh emrini yerine getirendir. Allâh her şey için ölçü koymuştur." (Talak, 2-3) Fatma hanım, sırtına ekin destesini aldı ve düşünceyle ilerlemeye başladı. Birden kayınvâlidesinin sesiyle kendine geldi:  "-Kız Fatma çabuk buraya gel. Sarı inek doğuruyor, yardım et!.."  Can havliyle sırtındaki destesini indirdi ve ahıra koştu.  Aman Yâ Rabbi… Hayvan da olsa, ne kadar acı çekiyordu. Fatma hanım, kayınvâlidesiyle birlikte hayvanın doğum yapmasına yardım ediyordu. Kayınvâlidesi: "-Bir hayli zor olacak galiba!.." dedi. "-Evet zora benziyor. Dana toplu herhâlde." diye mırıldandı Fatma hanım da… Fatma, hayvan acı çekmesin diye şifâ âyetlerini, ardından bildiği bütün sûreleri okumaya başladı. Kayınvâlidesi: "-Deli kız, ineğe de okunur mu?" dedi. Fatma ise: "-Ana bak, ç...

O Beni Zayi Etmez

Resim
Basra’da yaşamış Allah dostlarından biri olan Abdülvâhid bin Zeyd (r.a.) bir defasında deniz yolculuğuna çıkmıştı. Denize açıldıklarında kuvvetli bir rüzgar çıktı. Bindikleri gemi fırtınaya tutuldu.  Dağ gibi dalgalar arasında yol almaya çalışıyorlardı. Sonunda dalgalar onları bir adaya sürükledi. Oraya demir attılar. Karaya ayak basmanın sevinciyle gemiden inip dolaşmaya başladılar. Adayı gezerken bir de gördüler ki orada puta tapan bir adam var. Onun yanına varıp sohbet ettiler. - Sen kime tapıyorsun öyle?! dediler. Adam yakınındaki putu gösterdi.  Onlar da adama:  - Neden buna tapıyorsun? Bu ne fayda ne de zarar verir! Senin ilâh diye tanıdığın şu put, birileri tarafından yapılmış bir şeydir. Buna tapmanın mantığı nedir? Bu putun, tapılmasını haklı gösterecek nesi var?! dediler.  Bu sorular karşısında adam: - Peki siz kime taparsınız, kime ibadet edersiniz? dedi.  Onlar da:  - Biz öyle bir varlığa ibadet ediyoruz ki; Her şeyi yaratan...

Allahım! Neden bana cevap vermiyorsun

Bir gün, bir adam ellerini açıp yalvardı: “Allahım! Benimle konuş!” Tam o sırada bir çayırkuşu adamın bahçesinde en son şarkısını söylüyordu. Ama adam çayırkuşuna kulak vermedi, ve devam etti yakarmaya: “Allahım! Benimle konuş!” Az sonra hava kapandı, gökgürültüsü ve şimşekle birlikte kuvvetli bir yağmur başladı. Fakat adam dinlemedi, yakarmaya devam etti: “Allahım! Seni görmeme izin ver!” O böyle yalvarırken, sağanak yağmur sona ermiş ve güneş bütün ihtişamıyla ışıklarını adamın evine kadar taşımaya başlamıştı. Fakat adam bu manzaraya aldırmadı bile. Her gün gördüğü birşey değil miydi bu? Yalvarmaya devam etti adam: “Bana bir mucize göster Allahım!” O böyle yalvarırken, yakınlardaki evlerden birinden yeni doğmuş bir çocuğun ağlayışları geliyordu kulağına. Ama adam bunu da farketmedi. Üzüntüden ağladı adam: “Allahım! Cevap ver bana! Burada olduğunu bilmemi sağla.” O ara, bir kelebek adamın koluna kondu, ama adam öbür eliyle kelebeği ...

Allahın Sevdiği

Gece gündüz ibâdet yapan çok mübârek bir zatın birgün dişi ağrır. Izdıraptan ibâdet yapamaz hâle gelince, doktora gidip der ki: - Doktor bey! Ne olur, şu ağrımı dindir! - Diş ağrını gideririm, ancak sen bana ne vereceksin? - Kaç para istersen veririm. - Senden para istemiyorum, sen salih bir zatsın. Yaptığın bütün ibâdetlerin sevabını olduğu gibi bana ver, ben de senin ağrını dindireyim. Mübârek zat, gece gündüz namaz kılmış, ibâdet yapmış, bir diş ağrısına hepsini feda edecek. Verse bir türlü, vermese bir türlü... Vermese, ibâdet yapacak hâli yok. Kendi kendine; "Ya Rabbi, ben bu sevapları vereyim, sana tekrar ibâdet yapmaya başlarım. Sen çok merhametli ve çok cömertsin. Ben verdim desem de sen zaten benden almazsın, ona da verirsin." diye düşünür. Sonra; "Tamam, verdim." der. Doktor da ağrısını giderir. Tam giderken, doktor der ki: - Dur bakalım nereye? Sen bir diş ağrısına bütün ömrünün ibâdetlerini verdin, daha otuz bir dişin var, gözler...

Allahı Zikir: Davut (as) ve Kurbağa

Bir defasında, Davud Aleyhisselam: “Bu gece Allahü Teala hazretlerini öyle tesbih edeceğim ki, mahlukatından hiçbir kimse; onu bu şekilde tesbih etmeyecek etmemiştir!” dedi. Bunun üzerine evinin (bahçesindeki) suyun içinde olan bir kurbağa kendisine Davut (as). ma seslendi: “Ey Davud! Sen Allahü Teala hazretlerini çok tesbih etmekle övünüyor musun?  Tam yetmiş senedir; Allahü Teala hazretlerini zikrediyorum. Allah’ın zikrinden dilim kurumadı. Ve bu on gecedir de şu iki kelimeyle meşgul olmaktan hiçbir şey yemedim ve içmedim.”  Davud Aleyhisselam: “O iki kelime nedir?” diye sordu.  Kurbağa: Şunlardır dedi: “ Ey her bir lisan ile tesbih olunan! Ve her bir mekanda zikir olunan (Rabbim seni noksan sıfatlardan tesbih ve tenzih ederim) …”  Bunun üzerine Davud Aleyhisselam kendi içinde; “Ben bundan daha beliğ bir söz söyleyemem! Dedi.Küçükken duyardık en çok Allah'ı zikreden kurbağadır diye. Pek inandırıcı gelmezdi o zaman için. Hatta bahçede öğle aralarında devaml...

Kalpleri Birbirine Isındıran Ancak Allah’tır

Kıssa Kadın; -Çok iyisiniz hoşsunuz fakat beğenmedim ben sizi..  Erkek; -Kur’an’ı Kerim okur musunuz ?  Kadın; -Tabi ki.  Erkek; -Peki okuduğunuz her AYET’e Amenna ve Saddakna diyor musunuz ?  Kadın;-Elbette.  Erkek -O vakit neden cevabınız NEFS kokuyor?  Kadın; -Ne demek istiyorsunuz ?  Erkek -”Ben beğenmedim” diyorsunuz. - Oysa ki Enfal Suresi 63. Ayet’te buyruluyor ki ; -” Kalpleri birbirine ısındıran ancak Allah’tır.”  Kadın; -Evet yani ?  Erkek; -Yanisi şu ;Nefsinize pay biçmeyin, sizlik bir durum yok,  -RAHMAN kalplerimizi birbirine ısındırmadı, hepsi bu

Mahlukata Iyilik

Abdülvehhab-ı Şa'ranî "rahmetullahi aleyh" Hazretleri anlatıyor: Hanımım Fatıma'nın bir gün vücuduna felç inerek ölecek duruma gelmiş, bütün duygularını kaybetmişti. Evdekilerle kayınvalidem, ondaki ölüm belirtilerini görünce bağırıp çağırmaya başlamışlardı. Onun hali beni de büyük bir ızdırap içinde bırakmıştı. Bu halde iken bir sesin şöyle dediğini duydum:"Evdeki boş odaya gir. Duvar yarıklarından birinde bulacağın bir sinek var. Bir böcek onu sürükleyip yemek istiyor, sinek de bağırıp durmaktadır. Hemen onu kurtar, biz de seni ve hanımını kurtarırız. Mahlukata iyilik ve ihsan, insanı sıkıntıdan kurtarır."  Derhal oraya girdim. Duvar yarığına kulak verdim. Gerçekten sineğin feryat seslerini duydum. Yarığın parmak girmeyecek kadar dar olduğunu gördüm. İnce bir dalı içeri sokarak sineği dışarı çıkardım ve onu yemek isteyen böcekten kurtardım. Hemen peşinden hanımım iyileşerek kendine geldi. Annesi de sevinç çığlıkları attı. 

Ahdinizden Dönmeyin

Bir gün bir müslüman bir kâfirle savaşa tutuşmuşlar. Fakat dakikalar, saatler geçmiş, hiç kimse birbirini yenememiş. En sonunda müslüman, bir dakika kardeşim, benim namaz vaktim geçecek. Bırak şu silahı, ben de bırakayım. Sen biraz dinlen, ben namaz kılayım, demiş. O da hay hay, söz, demiş. Gitmiş abdest almış, namaz kılıp gelmiş. Gene cenge başlamışlar, derken bu sefer kâfir, bir dakika. Ben de putuma tapacağım. Sen git dinlen, ben kendi ibadetimi yapayım, demiş. O da, doğru, ne yapacaksan yap, demiş.  Kâfir cebinden putunu çıkarmış, tapmaya, dua etmeye başlamış. Tam o sırada müslümanın kalbinden, bu hazır kendi putuna taparken, çek bıçağı, bitir şu adamın işini, diye geçmiş. Düşünürken, ayağa kalkarken, hemen bir ayet-i kerime kulağına çarpmış. Allahü teala mealen buyuruyor ki; Ahdinden dönenler için bir ikaz var. Nasıl sen ahdini bozarsın? O bile bozmadıktan sonra sen nasıl bozarsın, gibi. Eyvah, şimdi yandım, demiş.  Neyse, kâfir putunu bıraktıktan sonra gelmiş bakm...

Peygamberin Selamı

Sultan III Osmanın (padişahlığı 1754-57 yılları arası) sadrazamlarından Hekimoğlu Ali Paşa başarılı ve yetenekli bir devlet adamı, oldukça dindar bir kimse idi. Bu Ali Paşa zamanında bir tüccar iflas etmiş, bütün mal ve servetini kaybetmiş, üstelik bir de borca girmişti. Bu sıkıntılı durumda iken müracaat ettiği bütün eş-dost kapıları, bu durumdaki herkese yapıldığı gibi yüzüne kapanmıştı. Adamcağız bu çaresiz haldeyken bir gece rüyasında Peygamberimizi gördü ve O dan yardım ve destek istedi. Peygamberimiz ona : - "Git Allahın makbul kulu Ali Paşaya benden selam söyle sana 100 altın versin" dedi. Adam ; - "Ya Rasûlallah ben Ali Paşaya selamınızı iletir, bana 100 altın vermesini emrettiğinizi söylerim ama bana inanmaz" dedi. Hz Peygamber (sas) şöyle buyurdu : - "Sana inanması için ben sana belge vereceğim. Ali Paşa bana her akşam yüz salavatı şerife okurdu, ama geçen perşembe akşamı okumadı. Bunu ona söylersen sana . inanır." Sabah olunca ada...

Ana Yüreği

İki kadın bir çocuk için Hz. Süleyman Aleyhisselâm huzurunda murafaada (bir dava ile ilgili karşılıklı yüzleşmede) bulunurlar. Hz. Süleyman Aleyhisselâm, “Peki, ikiniz de bu çocuk benim diye iddia ediyor ve delil getiriyorsunuz. Bu takdirde çocuğu ikiye bölüp yarısını sana, yarısını da sana vermek gerekiyor.” deyince birisi “ Tamam, ortasından böl de adalet yerini bulsun” deyiverir. Hz. Süleyman Aleyhisselâm da “Eğer bu çocuk senin olsaydı, böyle bir cinayete gönlün razı olmazdı.” mealinde sözler söyleyip onu gerçek annesine teslim eder

Yalancılık

Lokman efendisinin yanındayken diğer köleler tarafından oldukça kıskanılıyordu. Bir gün efendisi kölelerini bağa meyve toplayıp getirmeleri için gönderdi. Köleler topladıkları meyveleri yolda gelirken yiyip bitirdiler ve gelip efendilerine: - "Bütün meyveleri Lokman yedi." dediler. Efendisi Lokman'a kızdı. Lokman efendisinin kızgınlığının sebebini araştırıp anlayınca: - "Efendim, dedi. Hepimize sıcak su içir ovaya inelim sen atlı olarak biz de yaya olarak koşalım. O zaman gerçek ortaya çıkacak." dedi. Efendisi Lokman'ın dediğini yaptı. Büyük sahrada koşup yorulan köleler yediklerini kusmaya başladılar. Böylece kimin yalancı olduğu ortaya çıktı. Sözün Özü: Yalancının mumu yatsıya kadar yanar. Yalan eninde sonunda ortaya çıkar. Dinimizde hiç sevilmeyen günahlardan biride yalancılıktır.

Rabbimize Suizan Etmeyelim

Herat şehrinde yoksul ve küstah biri vardı. Küstah ve kendini bilmez biriydi. Bir gün çarşıdan geçerken; Bir efendi ile yanındaki kölesini gördü. Kölenin sırtında atlas bir elbise, belin dede altın bir kemer vardı. Başını gökyüzüne kaldırarak: - Yarabbi dedi. Su efendinin, kuluna baktığı kadar sen kuluna bakmıyorsun. Kula nasıl bakılır, su efendiden öğren diyerek dert yanar. Aradan zaman geçer.  Günler sonra yine o pazardaydı. Padişahın adamları o köleye olmadık işkenceler ediyor ve "Söyleyin efendinizin hazineleri nerede" diye soruyorlardı.  Köle işkenceden ölecek hale geldiği halde, efendisinin hakkında hiç konuşmadı ve sır vermedi.  Bu durumu şaşkınlıkla seyreden yoksulun kulağına söyle bir ses geldi.  "Ey kula nasıl bakılır, diyen yoksul. Sende kul nasıl olur gör. Bilmiyorsan o efendisi için can veren köleden öğren.  Yoksul adam çok mahcup oldu. Hiç kulluk etmediği halde Rabbi hakkında suizanda bulunduğu için teybe edip af ...

Hayatta Herşey Geçici- Ölümden Kurtuluş Yok

Şeyh Sa'di-i Şirazi hazretleri "rahmetullahi aleyh" Gülistan'da anlatır: Bir padişah yüzbinlerce altın harcayıp muazzam bir köşk yaptırdı ve içini de ipek halılar, atlas perdeler ve altın avizelerle dayayıp döşedi. Sonra bütün maiyetini huzuruna çağırdı. Onlara dedi ki: "Benim köşkümün güzelliğinde noksanlık var mı?" Hiç kimse yeryüzünde bundan daha güzel köşkün olduğunu ne görmüş ne de işitmişti. Fakat dervişin biri yerinden kalktı ve: "Sultanım! Köşkte bir delik var. O da büyük noksanlık" Padişah dedi ki: "Ben böyle bir deliği görmedim Sen cahilliğinle fitne çıkarmaya çalışıyorsun" Zahid dedi ki: "Ey saltanatla mağrur olmuş padişah. Azrail aleyhisselamın içeri gireceği delik kapanmamış ki, önemli olan o deliği kapatabilmektir, yoksa ne köşkün kalır, ne tacın, ne de tahtın"

Dua Almaya Bakın

Vaktiyle bir ateşperest, oğlunu evlendirmektedir. Düğün günü çok koyun ve inek kesilir. Et kokuları mahalleyi sarar. Ancak evin bitişiğinde, müslüman, dul bir kadın, dört yetimiyle yaşamaktadır.  Hepsi de günlerdir açtırlar. Kadıncağız, düğün evinin kapısını çalıp, "ateş" ister. Ancak maksadı başkadır. "Belki yemek verirler" diye gitmiştir. Adam, kadının niyetini anlasa da, birşey vermez. Kadıncağız, bir daha gidip "ateş" ister. Yine eli boş döner. Üçüncüde yine öyle. Ama ne olur bilinmez, bu defa acır kadına.  Hallerini anlamak için dehlize iner ve dayar kulağını bitişik evin duvarına ve dinler. Yetimcik, annesine yalvarıyor: Anneciğim, ne olur bir daha git. Belki bu sefer birşey verirler.  Kadın ağlamaklıdır:  Üç defa gittim yavrum! Artık utanıyorum. Adam bunu duyar. Kalbi sızlar. Bir mükellef "Sofra" hazırlatıp, gönderir evlerine. Ve dehlize inip, dinler yine.  Yetimlerin en küçüğü duâ ediyor: Yâ Rabbî! O nasıl bize ikram ettiyse...

Dua Ediyoruz Ama Neden Kabul Olmuyor

Bir gün İbrahim b. Ethem’e (k.s), - Dua ediyoruz ama neden kabul olmuyor, diye sorduklarında şu cevabı verdi: - Şu sebeplerden dolayı duanız kabul olmuyor: • Cenabı Hakk’ı bilirsiniz, fakat emir ve yasaklarını yerine getirmezsiniz. • Hz. Peygamber’i [sallallahu aleyhi vesellem] bilirsiniz ama ona uymazsınız. • Kur’an’ı okursunuz ama onunla amel etmezsiniz. • Allah Teâlâ’nın nimetlerini yersiniz ama şükretmezsiniz. • Cenneti bilirsiniz, ona talip olmazsınız. • Cehennem var dersiniz, ondan korkup sakınmazsınız. • Şeytanın size düşman olduğunu bilirsiniz ama siz ona düşman olmazsınız. • Ölüm var dersiniz, ancak onun için hazırlanmazsınız. • Anne baba ve ölülerinizi kendi elinizle kabre koyarsanız, fakat ibret almazsınız. • Kendi kusurlarınıza bakmıyor, başkalarının kusurlarıyla uğraşıyorsunuz. Peki, nasıl duanız kabul olunsun?