Kayıtlar

Kisisel Gelisim etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Türk Hava Yolları 'nın Logosu

Resim
Tükiye’nin en değerli markalarından biri olan ve sadece Türkiyede değil dünyadada en çok noktaya uçuş yapan havayolu şirketimiz THY’nin logosu o kadar ince ve anlamlı bir tasarımki;  Logoya bakınca hepimiz kolayca logodaki işaretin yaban kazı figüründen ilhamla çizildiğini anlarız.  Neden Yaban Kazı; Yaban kazları çok uzun menzilli uçabilen kuşlardır. Bir uçuş firması için harika bir mesaj taşıyor elbette. Bu kuşların çok uzun menzilli uçabilmelerinin sebebi ise sürü halinde ve “V” şeklinde uçuyor olmaları. Yaban kazlarının “V” şeklinde uçmalarının sebebi ise birbirlerinin kanat çırpışları ile yarattıkları hava akımıyla sarfettikleri eforu minimum seviyeye indirmek. Yaban kazı sürüsü, tek seferde bir yaban kazının tek başına alacağı yolun iki katını alabilir. Bunun altında yatan şey ise tamamen iş birliği. Birbirlerinin işlerini kolaylaştırıp takım halinde olabilecek en çok verimi elde ediyorlar. THY’nin yaban kazı seçimi hem markanın uzun ömürlü ve dayan...

Tolstoy’un Hayatı Sorgulatacak Ders Niteliğinde 17 Sözü

1. Öyle horozlar vardır ki, öttükleri için güneşin doğduğunu sanırlar. 2. Hayat ne gideni geri getirir, ne de kaybettiğin zamanı geri çevirir. Ya yaşaman gerekenleri zamanında yaşayacaksın, ya da yaşamadım diye ağlamayacaksın. 3. Bozuk para insanın cebini deler, bozuk insan da kalbini. Bu yüzden harcayın ikisini de gitsin. 4. İnsanı bedenen ameliyat etmek için uyutmak, ruhen ameliyat etmek için ise uyandırmak gerekir. 5. Herkes insanlığın kötüye gittiğini kabul eder ama hiç kimse kendisinin kötüye gittiğini kabul etmez. Herkes insanlığı değiştirmeyi düşünür ama hiç kimse önce kendini değiştirmeyi düşünmez. 6. Varlığı bir şey kazandırmayan insanların, yokluğu hiçbir şey kaybettirmez. 7. Ne diye şeytana kızarsın? Bir iyilik yap da, o sana kızsın. 8. Bil ki, yaşadıklarınla değil yaşattıklarınla anılırsın. Ve Unutma; ne yaşattıysan elbet bir gün onu yaşarsın. 9. Bir insanı bulunduğu mevkiyle değil, göz koyduğu mevkiyle ölçmek gerekir. 10. En güçlü iki s...

Evliliği Güzelleştiren Cümleler

Haklısın canım Mümkündür! Seni çok iyi anlıyorum Eline sağlık Sen bir tanesin Özür dilerim Senin yerin çok ayrı Sen Allah ın bir lütfusun Problem değil Teşekkür ederim Kızgınlığım sana değil Dualarım seninle Bana biraz zaman tanı Sen yapmazsın Canın sağolsun Hakkını helal et Harika olmuş Allah senden razı olsun

İbretlik Öykü/ Adnan Menderes

Sevgili Rahmi Turan beyefendi yazmış. Ders alınacak bir olay. Tarih 17 Şubat 1959… Dönemin Başbakanı Adnan Menderes'in uçağı Londra'da, tam inişe geçtiği sırada düşer… Vikers Viscount tipi uçak, o devrin en modern hava aracıdır ama pilotaj hatası uçağı düşürmüştür. Uçaktaki 21 kişiden 14'ü ölür. Korkunç kazadan kurtulan 7 kişiden biri Başbakan Adnan Menderes'tir. Türkiye'ye trenle dönen Menderes, Sirkeci garında devlet töreni ile karşılanır. Gar ana-baba günüdür. Karşılayanlar asında Menderes'in en büyük muhalifi olan CHP Genel Başkanı İsmet Paşa bile vardır. ★★★ Asıl ilginç olay bundan sonra yaşanır. Adnan Menderes perona ayak bastığında, insanlar dalgalar halinde ona doğru ilerler. O sırada elinde bıçakla kalabalığı yaran bir adam, ensesinden tuttuğu 6 yaşlarındaki bir erkek çocuğunu birdenbire Başbakan Menderes'in önüne yatırır. Herkes dehşet içinde bu korkunç sahneyi izler. Bıçaklı adam, Menderes'e: “Seni bize Allah bağışlad...

HEİDİ, NEDEN ÇIPLAK AYAKLI

Bir çoğumuzun özellikle de çocukluğunu 80’ler ve 90’lar da yaşayanların severek takip ettiği çizgi film kahramanı Alp Dağlarının sev imli kızı Heidi’yi hepiniz bilirsiniz. Peki Heidi yaz kış neden hep çıplak ayakla dolaşıyordu? Hiç düşündünüz mü? İlk akla gelen, Heidi’nin özgür ruhundan dolayı ayakkabı giymeyi kendisinin istemediğini yönünde. Ancak gerçek hiç de öyle değil, hatta şok edici... Heidi bir köle çocuktur ve dönemin İsviçre yasalarına göre köle çocuklar ayakkabı giyemez... Orjinal hikayenin yaratıcısı Johanna Spyri, 53 yaşındayken yazdığı Heidi yoluyla, 80’lere kadar İsviçre toplumunda konuşulması tabu olarak kabul edilen çıplak ayaklı çocuklar hadisesine dikkat çekmiştir. Peki nedir bu olayın aslı? Heidi’nin gerçek hikayesi ne? Heidi’nin gerçek hikayesi Verdingkinder diye anılan çıplak ayaklı çocuklar, amiyane tabirle köle çocuklar ile başlıyor. İsviçre’de gayri meşru olarak dünyaya gelen, anne babası hapiste olan, suç işlemiş yahut kimsesiz kalmış çocuklar kilise papazla...

İşte Bu Yüzden, Kaderini Sev

Bir tek sen değilsin kaderin açtığı yolun yolcusu. “Hadi canım”, diyorsan, geceye bir bak istersen. Mealen, “Onlar için (kudretimize) bir delil de gecedir. Ondan gündüzü soyup alırız.” (Yasin, 37) diyen ayetin nuruyla bak. Bak da, semayı bir yıldız bahçesine döndüren kaderi gör. Gör de, kendi kaderine boyun eğ. Güneşe dik aklını ve onda hükmeden kadere dikkat kesil. Meali “Güneş de kendine mahsus bir yörünge içinde akıp gider. Bu, Azîz, Alîm’in takdiridir.” (Yasin, 38) ayetine kulak ver, ver de, her yerde hükmeden kaderi idrak et. Et ve kendi hayatının kaderindeki Azîz ve Alîm olan Mutlak Varlık’ın takdirine bırak kendini.  Sonra, kendi hayatının sergüzeştine sal nazarını. Sal ve yalnız olmadığını anla. Kaderin seni her şeyle bağladığını, seni onlarla bir bütün haline getirdiğini anla. “Otuz beşime geldim, niye hâlâ yalnızım, çoğu arkadaşım evlendi, çoluk çocuğa kavuştu, herkes yuvasını kurdu, bir ben hâlâ neden annemin evindeyim” diye, “niye” ve “niçin”lerin ruh...

Geleceğin Suçlusunu Yetiştirmenin 8 Basit Kuralı/ Üstün DÖKMEN

1. Küçükken daha, çocuğa ne isterse vermeye başla!  Ki herkesin onun geçimini sağlamakla mükellef olduğuna inansın… 2. Fena sözler söylediğinde gül!  Ki, kendisinin akıllı olduğuna inansın… 3. Ona düşünmeyi, beynini kullanmayı öğretme sakın!  Bırak, on sekizine gelince kendisi karar versin… 4. Yerde bıraktığı her şeyi kaldır: kitaplarını, giysilerini, pabuçlarını…Onun için her şeyi sen yap!  Ki sorumlulukları hep başkalarına yüklesin… 5. Onun önünde sık sık kavga et!  Ki bir gün aile parçalanırsa pek de şaşırmasın… 6. Ona istediği kadar harçlık vermekten kaçınma!  Asla kendi parasını kazanmanın ne demek olduğunu öğrenmesin… 7. Yiyecekmiş, içecekmiş, konformuş, tüm arzularını yerine getir!  Ki istediklerini her zaman elde etmeye şartlansın… 8. Komşulara, öğretmenlere, polise, vs. karşı hep onun tarafında ol!  Ki hepsine karşı önyargılarla davransın… Üstün DÖKMEN

Tartışma Anlarında Kalplerinizin Arasına mesafe koymayın

Mısırlı bir derviş öğrencileri ile gezinirken Nil nehri kenarında birbirlerine öfke içinde bağıran bir aile görmüş. Öğrencilerine dönüp “insanlar neden birbirlerine öfke ile bağırırlar?” diye sormuş. Öğrencilerden biri “çünkü sükûnetimizi kaybederiz” deyince ermiş “ama öfkelendiğimiz insan yanı başımızdayken neden bağırırız? O kişiye söylemek istediklerimizi daha alçak bir ses tonu ile de aktarabilecekken niye bağırırız? ” diye tekrar sormuş. Öğrencilerden ses çıkmayınca anlatmaya başlamış: “İki insan birbirine öfkelendiği zaman, kalpleri birbirinden uzaklaşır. Bu uzak mesafeden birbirlerinin kalplerine seslerini duyurabilmek için bağırmak zorunda kalırlar. Ne kadar çok öfkelenirlerse, arada açılan mesafeyi kapatabilmek için o kadar çok bağırmaları gerekir.” “Peki, iki insan birbirini sevdiğinde ne olur? Birbirlerine bağırmak yerine sakince konuşurlar, çünkü kalpleri birbirine yakındır, arada mesafe ya yoktur ya da çok azdır. Peki, iki insan birbirini daha da fazla severse...

Ana Yüreği

İki kadın bir çocuk için Hz. Süleyman Aleyhisselâm huzurunda murafaada (bir dava ile ilgili karşılıklı yüzleşmede) bulunurlar. Hz. Süleyman Aleyhisselâm, “Peki, ikiniz de bu çocuk benim diye iddia ediyor ve delil getiriyorsunuz. Bu takdirde çocuğu ikiye bölüp yarısını sana, yarısını da sana vermek gerekiyor.” deyince birisi “ Tamam, ortasından böl de adalet yerini bulsun” deyiverir. Hz. Süleyman Aleyhisselâm da “Eğer bu çocuk senin olsaydı, böyle bir cinayete gönlün razı olmazdı.” mealinde sözler söyleyip onu gerçek annesine teslim eder

Şeyh Edebali’nin Osman Gaziye Nasihatı

Oğul, İnsanlar vardır, şafak vaktinde doğar, akşam ezanında ölürler. Avun oğlum avun. Güçlüsün, kuvvetlisin, akıllısın, kelamlısın. Ama; Bunları nerede, nasıl kullanacağını bilmezsen sabah rüzgarında savrulursun gidersin. Öfken ve nefsin bir olup aklını yener. Daima sabırlı, sebatlı ve iradene sahip olasın. Dünya senin gözlerinin gördüğü gibi büyük değildir. Bütün fethedilmemiş gizemler, bilinmeyenler, görünmeyenler, ancak; senin fazilet ve erdemlerinle gün ışığına çıkacaktır. Ananı, atanı say, bereket büyüklerle beraberdir. Bu dünyada inancını kaybedersen yeşilken çorak olur,çöllere dönersin. Açık sözlü ol. Her sözü üstüne alma. Her gördüğünü söyleme, bildin bilme. Sevildiğin yere sık gidip gelme, kalkar muhabbetin itibar olmaz. Üç kişiye acı: Cahiller arasındaki alime, Zenginken fakir düşene, Hatırlı iken itibarını kaybedene. Unutma ki! Yüksekte yer tutanlar aşağıdakiler kadar emn...

Ölüm Döşeğinde Son Pişmanlıklar

Avusturyalı Bronnie Ware 8 yıl boyunca İngiltere’nin güneydoğusundaki bir kentte, palyatif bakım hemşiresi olarak çalışmış. Yani ölmek üzere olan hastaların son birkaç haftasına refakat etmiş. Ware bir anlamda, birçok insanın hayatının son faslına hangi duygu ve düşüncelerin damgasını vurduğuna uzun yıllar tanık olmuş. Bronnie Ware edindiği bu tecrübeleri, hastaları ile dertleşmelerinden çıkardığı sonuçları, bir kitapta derlemiş. Hemşire Ware “Inspiration and Chai” adlı blokunda amacının ömrü önünde uzanan diğer insanlara ilham vermek olduğunu paylaşıyor. Şimdilik sadece İngilizce baskısı bulunan kitabın adı “The Top Five Regrets of Dying”. Ölmek üzere olanların en büyük beş pişmanlığı, sırasıyla şöyle: 1. Keşke kendi hayatımı yaşama cesaretini gösterebilseydim Hayatının noktalanmak üzere olduğunu anlayan insanın, birçok hayalinin gerçekleşmediğini görmesi kolaylaşıyor. Benim refakat ettiğim, ölmek üzere olan hastaların çoğu, hayallerinin yarısını bile gerçekleştirememişti v...

Hiçbir Durum İçinden Çıkılmaz Değildir: Mutlaka Bir Yol, Bir çözüm vardır

Babası İspanya ın en ağır siyasi cezalarının verildiği bir hapisanede mahkumdu küçük kızın. Fırsat bulduğu her haftasonu babasını ziyaret için annesiyle birlikte hapisaneye giderdi. Yine bir ziyarete giderken babası için çizdiği resmi yanında yanında götürdü ancak hapisane kurallarına göre özgürlügü çağrıştıran her türlü şeyin mahkumlara verilmesi yasaktı. Bu sebeple kagıda çizdiği kuş resmini kabul etmemişler ve oracıkta yırtmışlardı... Çok üzülmüştü küçük kız... Babasına söyledi bunu,o da "üzülme kızım, yine çizersin; bu sefer çizdiklerine dikkat edersin olur mu?" dedi. Küçük kız diğer ziyaretinde babasına yeni bir resim çizip götürdü. Bu sefer kuş yerine bir ağaç ve üzerine siyah minik benekler çizmişti. Babası keyifle resme baktı ve sordu: "Hmmm! Ne güzel bir ağaç bu! Üzerindeki benekler ne? Portakal mı? Küçük kız babasına eğilerek,sessizce:" Hşşşşt! O benekler ağacın içinde saklanan kuşların gözleri! Sözün Özü: Olayları mutlaka geniş çaplı değerlend...

Her geceyi Kadir gecesi bil, Her kişiyi Hızır bil.

Kibirli bir zengin, kapısına gelen bir fakire hakaret ederek kapısını yüzüne kapadı. Zavallı adam bitkin halde bir köşeye oturdu. O sırada kör bir adam onu gördü. Yanına gelerek üzüntüsünün sebebini sordu. Fakir, gördüğü hakareti anlattı. Kör adam onun acısını hafifletmek istiyordu.  Üzülme kardeşim, gel bu aksam iftar edelim dedi ve iltifatlar ederek gönlünü alarak evine götürdü. Fakir, karni güzelce doyunca sevinmiş ve rahatlamıştı.  Her şeye kadir olan Allah senide  nura kavuştursun, gözlerini açsın diye dua etti.  Gece olunca amanın gözlerinden bir kaç damla yas geldi. Sonra gözleri birden acildi ve görmeye başladı.  Bu haber, fakiri kapısından kovan tas yürekli adamın kulağına gidince, hemen gözü açılan kör adamı köşküne davet etti.  Anlat bakalım, bu dertten nasıl kurtuldun? Dedi. Gözü açılan kimse söyle cevap verdi: A zalim, öyle mübarek bir fakire hakaret ettin ki, onun duası beni aydınlığa çıkardı. İyilerin bastığı toprak mübarektir. A...

Yaklasim Farki- Birbirini Yermek Yerine Yüceltmek

Bir adam kötü yoldan para kazanıp bununla kendisine bir inek alır.  Neden sonra, yaptıklarından pişman olur ve hiç olmazsa iyi bir şey yapmış olmak için bunu Hacı Bektas Veli'nin dergâhına kurban olarak bağışlamak ister.  O zamanlar dergâhlar ayni zamanda aşevi işlevi görüyordur. Durumu Hacı Bektas Veli'ye anlatır ve Hacı Bektas Veli  ' helal değildir ' diye bu kurbanı geri çevirir. Bunun üzerine adam Mevlevi dergâhına gider ve ayni durumu Mevlana'ya anlatır . Mevlana ise ; bu hediyeyi kabul eder.  Adam ayni şeyi Hacı Bektas Veli'ye de anlattığını ama onun bunu kabul  etmemiş olduğunu söyler ve Mevlana'ya bunun sebebini sorar.  Mevlana söyle der:  - Biz bir karga isek Hacı Bektas Veli bir şahin gibidir.  Öyle her leşe konmaz.  O yüzden senin bu hediyeni biz kabul ederiz ama o kabul etmeyebilir. Adam üşenmez kalkar Hacı Bektas dergâhı'na gider ve Hacı Bektas Veli'ye,  Mevlana'nın kurbanı kabul ettiğini söyleyip bunun sebebini b...

İyilik-Kötülük

Yaşlı kızılderili reisi kulübesinin önünde torunuyla oturmuş,az ötede birbirleriyle boğuşup duran iki kurt köpeğini iziliyorlardı .Biri köpeklerden siyah biri ise tam tersi zıt beyazdı ve oniki yaşındaki çoçuk kendini bildi bileli o köpekler sürekli dedesinin kulübesinin önüde boğuşup duruyordu. Dedesinin sürekli göz önünde tutugu,yanından ayırmadığı iki kurt köpeği idi bunlar. Çocuk kulübeyi korumak için bir köpeğin yeterli olabilecegini düşünüyor, dedesinin iki köpeğe niçin ihtiyacı olduğunu ve renlerinin neden illada siyah ve beyaz iki zıtlıkta oldugunu merak ediyordu. Artık bunu anlama zamanı gelmişti ve merakla sordu dedesine . Yaşlı reis, bilgece gülümsemeyle torunun sırtını sıvazlayarak ... - 'Onlar benim için iki simge evlat' dedi - 'Neyin simgesi' diye sordu çocuk yine merakla... - 'İyilik ve kötülüğün simgesi. Aynen şu gördüğün köpekler gibi,iyilik ve kötülük içimizde devamlı mücadele eder dururlar. Ben bunları seyrettikçe hep bunu düşünürüm. On...

İyi Geçinmenin Sırrı

Bir Deliye Bir Veli Rolü ... Ebu Müslim Havlani bir toplulukta konuşulanları dinler.Hemen hepsi de hanımından şikayette bulunmaktadırlar. Ancak Ebu Müslim’de şikayet filan yoktur.  Derler ki: – Veli gibi bir hanıma düştün de sesin sedan çıkmıyor değil mi? Omuzlarını silkerek cevap verir: – Bizimki veli filan değil kelimenin tam manasıyla delidir deli!… – Öyle ise derler nasıl geçiniyorsun böyle deli biriyle? Cevap verir: – Ben usulünü biliyorum da öyle geçiniyorum, kavga gürültümüz o yüzden olmuyor!… Büsbütün meraka düşerler. – Deli gibi biriyle kavgasız gürültüsüz geçinmenin usulü nedir ki? diye sormaktan kendilerini alamazlar.  Şöyle izah eder Ebu Müslim, geçinmenin sırrını.   Der ki: – Allahü Azimüşşan, Âdem Aleyhisselam’ı topraktan yarattığında bedenine önce aklı koydu. Akıllı bir adam oldu.  Sonra öfkeyi yarattı. Ona da Âdem’in bedenine girmesini emretti.  Öfke: – Ben dedi. Âdem’in bedenine giremem. Çünkü orada akıl vardır! Akılla ikimiz b...

Ahmağın Sevgisi Ayının Sevgisi Gibidir; Kini Sevgi, Sevgisi Kindir

Bir ayıya bir canavar musallat olmuştu. Bir yiğit de onu kurtarmaya gitti. Bu iyiliğe o yiğit sebep olup ayı canavardan kurtulunca, çaresiz hayvan Ashab-ı Kehf’in köpeği gibi adamın peşine takıldı. O müslüman yiğit hastalanıp yatınca, ayı gözcü olup onu bekledi. Oradan geçen birisi: “Bu hal nedir? Ey kardeş, ayıya bu teveccüh niye?” diye sordu. Yiğit, canavar hikâyesini anlattı. Adam da: “Aman ayıya gönül bağlama. Aptalın dostluğu düşmanlıktır. Ayı hileli ve zararlıdır.” dedi. Yiğit de: “Vallahi bana haset ettin. Ona değil sevgisine dikkat et!” dedi. Adam: “Aptalların sevgisi kötü bir şeydir. Benim bu hasedim onların sevgisinden iyidir. Ayıyı terk et, benimle yoldaş ol. Hemcinsini reddetme, ayıdan arkadaş olmaz.” dediyse de yiğit: “Hasetçi adam, yürü, kendi işine bak!” dedi.  Bunca söz yiğidin kulağına girmedi. Kötü zanna nasihat tesir etmez. Ondan el çekip ayının elini tuttu. Adam: “Gidiyorum, zira senin aklın başında değil.” dedi. Yiğit ise: “Var git, benim için hiç üzülme!”...

Mesnevi'den Bir Hikaye

Çinliler “ Biz mahir ressamız, dediler. Rum halkı da dedi ki: “ Bizim maharetimiz daha üstündür.” Padişah “Sizi imtihan edeceğim; bakalım hanginiz davasında haklı” dedi.  Çinlilerle Rum diyarı ressamları hazırlandılar; Rum diyarı ressamları ilimlerine daha vakıf kişilerdi. Çin ressamları “ Bize bir hususi oda verin, bir oda da sizin olsun” dediler. Kapıları karşı karşıya iki oda vardı. Bir tanesini çin ressamlar aldı. Öbürünü de Rum ressamları. Çinliler, padişahtan yüz türlü boya istediler. Yüce padişah bunun üzerine hazinesini açtı. Çinlilere her sabah hazineden boyalar verilmekteydi. Rum ressamları “ Pas gidermekten başka ne resim işe yarar, ne boya!” dediler. Kapıyı kapatıp duvarı cilalamaya başladılar. Gök gibi tertemiz, saf ve berrak bir hale getirdiler. İki yüz çeşit renge boyanmaktansa renksizlik daha iyi. Renk bulut gibidir. Renksizlikse ay. Bulutta parlaklık ve ziya görürsen bil ki yıldızdan aydan ve güneştendir. Çinli ressamlar işlerini bitirdiler. Hepsi de yaptıklar...

Düşmanın Tavsiyesi

Adamın biri, birisiyle meşrevette bulunuyor, tereddütten kurtularak bir karar vermek istiyordu. Danıştığı adam ona dedi ki: “İyi güzel de eğer isabetli bir karara vermek istiyorsan benden başkasını bul da ona danış, daha iyi olur. Çünkü ben senin düşmanınım. Boşuna bana ümit bağlama zira düşmanın söyleyeceğine güven olmaz. Kendine dost birini bul çünkü dost dostun hayrını ve iyiliğini diler.  Kurttan bekçilik beklemek doğru olmaz. Bir şeyi bulunmayacak yerde aramak, aramamak demektir. Kim gerçek dostlarıyla düşüp kalkarsa külhanda bile olsa gül bahçesindedir. Fakat geçek dost olmayanlarla düşüp kalkan gül bahçesinde de olsa külhanda sayılır.  “Birine düşmanlıkta bulunduysan aradan yıllar da geçse ondan sakın, seni seven bir dostla danışarak soracağını sor,” dedi. Bunun üzerine danışan adam: “Ey iyi ve akıllı kişi biliyorum ki sen benim eski düşmanımsın, fakat akıllı ve tedbirli bir kişisin. Aklın benim zarar görmeme rıza göstermez,” dedi. Kaynak: Mesnevi

Ortak Aci, Ortak Huzun, Ortak Puruz

Bir gün, bir bilge, kendi türleriyle uçmayı reddeden iki ayrı cins kusa rastlar yol kenarında. Hayli merak eder bu iki farklı yaratığın nasıl olup da kendi aileleriyle, ait oldukları yerlerde yasamak istemediklerini, asil olup da bir yabancıyı kendi kardeşlerine yeğlediklerini. Biri karga, biri leylek...  O kadar farklıdır ki kuşlar ihtimal veremez birbirlerini sevdiklerine, türdeşleriyle değil de birbirleriyle uçmayı yeğlediklerine. Öyle ya, karga dediğin kargalarla uçmalıdır, leylek dediğinse leyleklerle. Yaklaşır ve merakla inceler kuşları.  Ta ki her ikisinin de topal olduğunu keşfedinceye kadar. O zaman anlar ki, birlikte kaçar, birlikte uçar, birlikte yasarlar beklenenlerin yanında tutunamayanlar.  O zaman anlar ki, sahip oldukları değil, sahip olmadıklarıdır kimilerini birbirlerine yakın kılan. Topal kuşlar birbirlerinin 'arızalarını bilir ve sömürmek ya da örtmek yerine kabullenirler öylesine.  En sahici dostluklar ortak varlıklar üzerine d...