Kayıtlar

Dualarımızın Kabul Olması İçin

Dualarımızın kabul olmasında en önemli faktörlerden biride iç dünyamızın temizliğidir. Bunlar hepimizin de bildiği, lakin hayatımıza geçirmede kusur ettiğimiz hususlardır. Günahlara tövbe etmek, tövbede azimli olmak, kalbimizde hiçbir Müslümana karşı kin, haset, kibir, gurur, öfke, hile beslememek, dilimizi yalandan, gıybetten, kalp kırmaktan, koğuculuktan ( laf taşımak) korumak, ahde vefa göstermek, üzerimizde kul hakki bulundurmamak, tüm insanlara karşı affedici, kusurları örtücü, merhametli olmak. Kullarım, sana benden sordukları zaman bilsinler ki şüphesiz ben onlara yakınım. Benden isteyenin, dua ettiğinde duasını kabul ederim. Artık onlarda benim davetime icabet etsinler.( Bakara, 186) Ve Rabbiniz, Bana dua edin, Bende sizin davetinize icabet edeyim buyurdu. (Mü’min, 60) Rabbiniz gönülden ve gizlice yalvarın( Araf, 55) İster Allah diye dua et, ister Rahman diye dua et. İkiside Allahu Tealanin Esma-i Hüsna’sındandır.( Isra, 110) O kullarının tövbesini kabul edip...

Haline şükretmek

Fakir bir saka, o sakanında bir eşeği vardı. Zayıf zavallı bir eşekti. Saka ona verecek ot bile bulamıyordu. Padişahın atlarının bakıcısı bu sakayı tanıyordu. Eskilere dayanan bir ahbaplığı vardı. Bir gün sakaya rastladı.  Bu zavallı eşeğin hali ne böyle, neredeyse zayıflıktan ölecek dedi.  Saka yana yana anlattı: Sevgili dost biliyorsun ki ben fakir bir insanim o sebeple bu zavallı hayvana bakamıyorum dedi.  Padişahın ahırbaşı: Sen bu hayvani bana ver bir kaç gün padişahın ahırına bağlayayım ona padişahin atlarının yeminden vereyim biraz düzelsin dedi. Saka eşeği seve seve verdi. Eşeği alıp padişahin ahırına getirdiler. Eşek ahırdaki temizliği, atların halini görünce: Yarabbi dedi. Bu nasıl is, bu atlar senin yarattığında ben senin yarattığın değilmiyim benim halime bak, bunların durumuna bak, böyle olur mu dedi.  Aradan bir kaç gün geçmeden savaş çıktı. Ahırdaki atları savaş alanına yolladılar. Atlar döndüklerinde her birinin vücutlarında y...

Emek ve Değerini Bilenler

Hindistan da çok ünlü bir ressam varmış... Herkes bu ressamın yaptıklarını kusursuz kabul edecek kadar beğenirmiş. Ve onu "Renklerin Ustası" anlamına gelen Ranga Çeleri olarak tanısa da; kısaca Ranga Guru derlermiş.  Onun yetiştirdiği bir ressam olan Racici ise artik eğitimini tamamlamış ve son resmini yaparak Ranga Guru'ya götürmüş ve ondan resmini değerlendirmesini istemiş. Ranga Guru ise; Sen artik ressam sayılırsın Racacı. Artık senin resmini halk değerlendirecek... Diyerek resmi şehrin en kalabalık meydanına götürmesini ve en görünen yerine koymasını istemiş. Yanına da kırmızı bir kalem koyarak halktan beğenmedikleri yerlere çarpı koymalarını rica eden bir yazı bırakmasını istemiş. Racici denileni yapmış. Birkaç gün sonra resme bakmaya gittiğinde görmüş ki, tüm resim çarpılar içinde ve neredeyse görünmüyor... Çok üzülmüş tabii. Emeğini ve yüreğini koyarak yaptığı tablo kırmızıdan bir duvar sanki. Alıp resmi götürmüş Ranga Guru'ya ve ne kadar üzgün olduğunu be...

Hikâye (Keramet)

Ebû Unvan el-Vâsıtî (r.h.)'dan rivayet olundu. Buyurdular: Gemi kırıldı. Bir tahta parçasının üzerinde ben ve eşim kal­dık. Günlerce bu şekilde denizin içinde bir tahta parçasının üzerindeydik... Eşim bu halde bir çocuk doğurdu. Bana seslendi: "Susuzluktan öldüm!" diye bağırdı. Başımı kaldırıp (yakıcı güneşe ve berraka gökyüzüne) baktım. Bir adam yukarıda oturuyor elinde altından imal edilmiş bir zincir vardı. Onlarda kırmızı yakuttan yapılmış bir küp vardı. Bana seslendi: "İşte su! İkiniz için!" Küpü aldım. İkimiz ondan içtik! Miskten daha güzel kokulu ve baldan daha tatlıydı. Ona sordum: "Sen kimsin? Allah sana rahmet etsin!" 0: "Ben senin mevlânın kullarından biriyim!" Sordum:  "Sen neyle bu dereceye yükseldin?"  O: "Ben Allâh-ü teâlâ Hazretleri'nin rızâsı için hevâ ve hevesimi terkettiğim için, Rabbim beni hava'da oturttu!" dedi.   Sonra gözlerimden kayıp oldu. Onu bir daha göremedim. Ka...

Sadaka

Ebû Hüreyre (r.a.) hazretlerinden rivayet olundu. Adamın biri gelip, Efendimiz (s.a.v.) hazretlerine: "Sevab cihetinden hangi sadaka daha büyük ve daha faziletlidir?" diye sordu. Efendimiz (s.a.v.) hazretleri: "Senin sağlıklı, mala düşkün (mala karşı haris), zenginliği düşünüp fakirlikten korktuğun anda verdiğin sakadadır Zîrâ Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdular: "Senin Müslümanlara vermiş olduğun sadaka bir sadakadır. Yakınlarına vermiş olduğun sadaka ise ikidir."Çünkü bu, hem sadaka ve hem sıla-ı rahim 'dir. "Yoksula verilen sakada bir sadakadır. Akrabaya verilen ise iki sadakadır. Sakada ve sıla-i rahim sevabı vardir.  "Miskin (yoksul Müslümana) verilen sakada birdir. 0 yakın bir akrabaya verilirse iki sadaka olur. (Bu sadakalar:) Sadaka ve sıla-i rahim'dir."  Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdular: "Ebû Eyyub el-Ensâri (r.a.) hazretlerinden rivayet olundu. Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdular: -...

Tevbe ve Kul Hakki

Zîrâ kul, tevbe ettiği zaman, üzerinde kul hakkı kalır. Kul hakkını mutlaka erbabına vermesi ve onlara haklarını Ödemesi gerekir. Eğer kişi, hakkı, hak sahihlerine ulaştırmaktan aciz kalır da, Allahü Teâlâ hazretleri de, onu affetmeyi murad ederse; kıyamet gününde onun hasmına: -"Başını kaldır!" der. O da başını kaldırır. Cennette yüksek köşkler ve güzel saraylar görür. Sorar: -"Ya Rabbiî Bunlar kimindir?" Allahü Teâlâ: -"Bunları almaya sen kaadirsin, senin buna gücün yeter," buyurur. 0: -"Ya Rabbiî Bunu nasıl alabilirim?" diye sorar. Allahü Teâlâ: -"Bu köşk ve sarayların ücreti senin kardeşini bağışlamandır," der. 0 da: -"Ya Rabbiî Ben kardeşimi bağışladım," der. Allahü Teâlâ hazretleri: -"Öyleyse kardeşinin elinden tut ve beraberce girin Cennete..." buyurur. Âyet-i kerimede ayrıca şuna işaret vardır: Muhakkak ki Allahü Teâlâ hazretleri, sizin öldürmenizde size kısası farz kıldığı ...

Mâşuk Lâzım, Âşık Lazım, Şer Lâzım! Imtihan Lazım, Musibet Lazım

Başın dik, alnın açık, hasretin Hak ise, korkma! Güzeldir zannedip, her bir murâda da akma! Sûreti rânâ, sîreti zarar olur kiminin...  Hani O'ndan gelen her şeye "Eyvallâh" demek isterdin ya, istemesi kolaymış değil mi? Yaşaması zormuş! Sırat üzerinde hızını almış giderken, ayağın kaymış ise, iyi bil ki, o kaymaya muhtaçtın! Belki de pek matah bir şey sanmıştın kendini... Allah lutfetti de, havalara kalkan burnun, yerine indi. Baktığın herkesi güzel görebilmen için, yaşadıklarına ihtiyacın vardı belki. Hatırla!.. Günahkâr addettiğin insanları, bir bakışınla nasıl da yerin dibine geçirirdin! Nasıl da vakur ve emîn dolaşırdın arz-ı âlâda. Gün geldi, devrân döndü işte! Dem geldi! Bütün murâdlarından geçeceğin dem göründü! Bundan böyle seni Cânân götürür! O hükümdara, seni taat götürür! Sıyrıl, zira, gördün işte yok fayda! "Güneş"e dön, ısınamazsın "Ay"da! Sırat üstünde kesilmiş baş lâzım! Sahte değil, gerçek arkadaş lâzım! Gidip gelen dalga...